| | Üretsiz Blog oluştur

Arada Karalarım

Hepimizin İyilği İÇİN...

  • Yemek programları acilen yenmek suretiyle yok edilsin.
  • Evlilik programları evleri yarışmacılar içindeyken ateşe verilsin.
  • Bizim bi arkadaş ile başlayan cümleler ağızdan çıkmadan kişiler dövülsün
  • Reklamlarda makarna,araba,boya gibi ürünlere karşı aşk besleyerek sapık ırk yaratılmasın.
  • Benzin istasyonlarında derdini dans ederek, ayaklarını vurarak anlatan insanlar ayaklarından vurulsun
  • Siyah beyaz Türk filmi havasındaki reklamlar renklendirilsin.
  • Recep İvedik taklidi ile komik olduğunu zanneden bünyeler  akıllanana kadar keçilere yalatılsın
  • Sokakta kredi kartımızı kullanmak istermisiniz diyen banka görevlileri önce dövülsün, sonra kart ekstresine sarılan esrar içirilsin..
  • Tayip Erdoğan Papa olsun
  • Deniz Baykal futbola başlasın,şansını orda denesin. Olmazsa antrenörlük yapsın
  • Devletin başına Devlet geçecek sloganı bitsin.
  • Florhasan, porselen gibi espriler yapanlar bu suç aletleri ile cezalandırılsın
  • Dünya RUS olsun…

Mikrofonlarımızı Uzattık

Teşekkürler Hypo...

 

Editoryal ekip olarak dükkanı kapayıp bakkal işine girmeyi düşünür iken Lüleburgaz´dan gelen bir telefon bizi heyecanlandırdı. Telefonun ucunda kendini minzomarakan olarak tanıtan şahıs bizlerden röportaj talebinde bulunuyor ve çarpıcı açıklamalarda bulunacağını söylüyordu. Bu telefonun verdiği heyecan ile kaybolan amatör ruhumuzu tekrar yakalamış ve yeni bir sayfa açmaya karar vermiştik.

Minzomarakan memur bir baba ve evhanımı bir annenin üç çocuğundan ortancası. O da kalbinde Fenerbahçe sevgisini yaşatanlardan. Gününün çoğunu Lüleburgaz´daki tabelacı dükkanında geçiriyor‚ tabelacılık sanatının inceliklerini öğrenmeye çalışıyor. Bu işten yeterince para kazanınca kendi tabelacı dükkanını açmayı planlıyor‚ sıkıldım kasada durmaktan a.k. diyor. İşte böyle samimi bir röportaj ortamında bulduk kendimizi ve kendisine mikrofonlarımızı uzattık. Minzomarakan kapılarını ilk defa siz sevgili okuyucularımız için açtı ve röportajın sonuna dek de açık bıraktı. Cam da açık olunca cereyan yaptı‚ iyi esinti oldu valla bu sıcakta. Yalnız karakter sınırlaması yüzünden röportajımızı dizi halinde sunacağız‚ dilediğiniz bölümden başlayabilirsiniz.

I

Bana gay mi dedin‚ sensin gay

H: Ben yazının girişinde sizi tanıttım ama bir de kendinizi sizden dinleyelim isterseniz. Ömür kimdir‚ boş zamanlarında neler yapar‚ nerelere gider?

M: Ömür‚ bilinen diğer adıyla minzo hayatın monotonluğundan bunalmış ve içi Fenerbahçe sevdasıyla dolu bir genç adam. Yılın belirli dönemlerinde tamamen boş vakti olan yılın yine belirli dönemlerinde başını kaşımaya vakti olmayan biri olarak boş zamanlarında ne yapar sorusu ilginç oldu. Fakat her fırsat bulduğunda maça gider. Alkole çok düşkün olduğu söylense de pek inanmamak gerek. Bunlar bir şekilde yıpratma politikaları. Zaten sevenlerim gerçekleri bilecektir. Aslında asosyal bi yapısı olduğuda söylenir. Aksine aktif bir gençtir. Çevresine verdiği yaşam enerjisi herkesin dilindedir.

H: Yanılmıyorsam bir arkadaşınızın kızlar kendi paralarını kazanan erkeklerden hoşlanırmış olm tarzındaki gaz vermelerinin ardından iş hayatına atılmışsınız; biraz bu hayatınızdan da bahseder misiniz?

M:Klasik erkek geyik diyaloglarından birisi sonucu ortaya çıktı olay. Her erkek ortamında olduğuğu gibi masada yine ortamın kurdu olduğunu iddaa eden‚ 20den 60a her yaş grubundan kadınla beraber olduğunu söyleyen ve istediği zaman olabilceğini iddaa eden bi arkadaşımız vasıtasıyla gelişti olaylar. Bu arkadaş yine kadın kız hikayelerini anlatırken dalga geçme amaçlı sorduğum: Olm nasıl yapıyorsun böyle manitaları şeklindeki soru (hala acısını çekerim) herşeyi başlattı. Alkolün etkisiyle gaza gelmem de cabası oldu. Olm kızlar kendi paralarını kzanan erkeklerden hoşlanır dedi. Ben de o sırada babamdan aldığım paralar ile alemlere aktığım için bir anda konunun beni ilgilendirdiğini farkettim. Gerçekten alemlere akıyordum fakat sadece erkek arkadaş grubumla eğleniyorduk. Bu işte bir terslik vardı ve arkadaşım bana altın cevabı vermişti. Çabuk bir karar almam gerektiğini farkettim. Öncelikle Türk filmlerinin unutlmaz repliği aklıma geldi: Olm 2 limon alır satarsın‚ sonra 4 limon alır satarsın‚ sonra bi bakmışsın koca bir dükkanın işletmen var. Cebimdeki son parayla gecenin bi vakti limon almanın imkansız olduğunu görünce işi sabaha erteledim. Ertesi sabah gerçekten iki limon alıp onları pazarda sattım. Aslında limonları evin buzdolabından almıştım. Cebimde 2 limondan gelen para vardı. Ertesi gün gerçekten 4 limon aldım ve sattım. Kendi paramı kazanmanın verdiği inanılmaz gururla bara gittim. Kızlara takıldım. Ticaretle uğraştığımı öğrenince gerçekten bir çok kızın ilgisini çekmiştim.
Fakat o gece acı gerçeği farkettim. Kızlar kendi parasını kazanan erkeklerden değil çok parası olan erkeklerden hoşlanıyordu. Başarısız bir ticari hayat o gece sona erdi. Aslında başarısız değildim ama kızlar sabırsızdı. Bu olayla ilgili tek tesellim‚ bana kızlar kendi paralrını kazanan erkeklerden hoşlanır tavsiyeni veren arkadaş başka bir arkadaşın daha kanına girmiş. Olm kızlar sert ve maço erkeklerden hoşlanır‚ onlara sert yapacaksın. İşte bu tavsiyenin gazını alan başka bir arkadaşım barda ilk gözüne kestirdiği kıza kafa göz dalınca barın ayı iriliğindeki elemanları tarafından dövüldü. O olaydan bana kalan tek teselli bu oldu.

H: Peki bir de normal yaşantınız dışındaki bir Antu kişiliğiniz var. Sanırım pek çok insan gerçek isminizin Minzo‚ soyadınızın da Marakan olduğunu düşünüyordur; nicknameinizin arkasındaki ilginç hikayeyi bizimle paylaşır mısınız?

M: Evet doğru bir noktaya değindiniz. Soyadımın Akan olmasından dolayı gerçekten minzomarakan rumuzunu Ömür AKAN ile bağlantılı zannediyolar. Bu rumuzun oluşma hikayesi ilginç gerçekten. Gazetelerin pazar eklerinde bulunan bulmacaları bilirsiniz. Rastgele karışık harflerin içinde aşağı yukarı‚ çapraz sağa sola kelime bulmaya çalışırsınız. Minzomarakan ordaki harflerin yanyana gelmesinden ortaya çıkmış bir kelime.Bazı insanlar bu hikayaye inanmıyor. Sebebi ise benim bir gizem havası yaratma isteği içinde olduğumu düşünmeleri. Sanılanın aksine gayet sıradan bir rumuz.

Bence öyle sanıldığı kadar ilginç değilmiş. Sizinle röportaj yapmak üzere yollara düşmeden önce Antu kaydınıza bir göz atayım istedim ve pek hoş şeylerle karşılaşmadım. Kayıtlarda iki adet sabıkanız olduğu gözüküyordu‚ sanırım sosyal ortamlara uyum sağlamak konusunda bazı problemleriniz var? Üyelerde sıklıkla rastlanan ve Anelka Sendromu olarak adlandırılan hastalık da denebilir değil mi?

M: Ha ha ha. Evet. İki adet sabıka. Ben de onlara sabıka demekten hoşlanıyorum şimdi. Adını anmak istemediğim kelime bana itici geliyor.. Soğuk.Ben sosyal ortamlara ayak uyduramama fikrine katılmıyorum. O sadece dışardan görünen görüntü. Aksine sosyal ortamlara ayak uydurup bişeyleri değiştirmek‚ güzelleştirmek için sabıkalı oldum. Herşey sosyal ortam ve ortamı oluşturan insanlar içindi. Geçmişten günümüze değişik isimler‚ değişik ortamlarda bişeyleri değiştirmek istemiştir. Ve çoğu zaman pasifize edilmişlerdir. Tabiki şimdi isim vermiyorum. Her insanın kafasında farklı isimler canlanmıştır. Kimi insan değiştirmeyi başarmış ve halk kahramanı olmuştur. Kaderlerini değiştirmiştir soysay yapıların. Geçmişte iki adet sabıkam olması yıldığım anlamına gelmez. Amaçlarım aynı kalacak sadece stratejilerim farklı olacaktır. Sosyal ortam bana uyum sağlayacaktır.

Nasılsın sevgili okur‚ eğlenebiliyor musun bari? Umarım ilgini çekecek türden bir yazı olmuştur. Beni sorarsan‚ sadece 50 saniyelik bekleme süremi değerlendirmek adına sana bu satırları yazıyorum. Hadi kal sağlıcakla.

III

Tuvaleti bir 10 dakika kullanmazsanız iyi olur..

H: Yine hakkınızda yaptığım bazı araştırmalar sonucu rastladığım bulgularda Antuda 2004 ve 2006 yılında olmak üzere iki tane hesap açtırdığınızı gördüm. Yalnız Antuda iki adet üyeliğe sahip olmanın bazı ceza-i yaptırımları var. Bu konuda yasal yollara başvurdunuz mu‚ yeni bir kafa kağıdı çıkartabildiniz mi? Neler yaşadınız bu süreçte‚ bakın hep ben soruyorum‚ biraz da ben sormadan anlatın ama.

M: Siz halkın sesi olduğunuz için‚ halkın merak ettiklerini soruyorsunuz. O yüzden sizin sormanızı bekliyorum. 2 farklı üyelik olayına gelelim. 2004 yılında aldığım üyeliğin mail problemi oldu. Bildirdiğim mailin şifresini unutunca üyeliğim tamamlanmadı. Bende üstüne düşmedim. Sonra bir 2006 mayısı tekrar üye olmaya karar verdim. Ve adım soyadımla üye oldum. Bir süre öyle yazmaya devam ettim. Rumuz değiştirme kampanyasında minzomarakan rumuzunu almak istedim ve durumu Seko admine anlattım. Sağolsun kendisi şeker gibi bir insan ve beni anlayışla karşıladı. İki hesabı birleştirdi. Burdan şu sonucu çıkarmalı herkes. Antu´da 2006 haziranı öncesi minzomarakan rumuzunun bir eylemi olduysa sorumluluk kabul etmem. Yine bu röportajdan sonra ikinci rumuz sebebiyle bir cezai yaptırım uygulanırsa tarafsız basının‚ sizlerin‚ yanımda olacağıma eminim.

H: Röportajımız biraz fazla resmi gidiyor sanırsam‚ biraz skandal yaratalım isterseniz. Bir takım giydirimlerde bulunmak istediğiniz üyeler veya yönetimden isimler var mı? Çarpıcı iddialar falan?

M: Medyanın reyting kaygısı ile bu soruyu sorduğunuzu düşünüyorum. Art niyetli değil fakat işinizin gereği olsada bize yakışmaz. Sizi kırmamak için bir kaç şeye değinim. Üyelerin çoğunlukla yalnız insanlardan oluşması antunun en büyük sorunu. Antu gibi sıcak ve samimi bir ortamı insanlar yanlış eylemler adına kullanabiliyor. İsim vermden size bir anımı anlatmak istiyorum. Bir gece antuda (saat 2 civarı) özel mesajım olduğunu farkettim. Yine mod nickinin mesajı yolldağını ve bir süre içeri gireceğimi düşündüm. Fakat yanıldım. Bir üye bana şunu sordu: Selam Ömür. Sen bayan mısın? Bu soruya o anda hangi cevabı vereceğimi düşünürken doğruyu söylemeyi seçtim ve hayır dedim. Gelen cevap beni şok etti. Tamam o zaman. Sana iyigeceler´´ Acaba diğer cevap hakkmı kullansa mıydım diye hala düşünüyorum.

H: Bu sene‚ özellikle sezon ortasında yayınladığınız iki makale olan Fenerbahçe diyalektiği ve 100. yıl şovenizmi ve Müjdat futbola dönerse bu takımı bırakırım arkadaş ile yılın taraftar ödülünün en büyük adaylarından biri olacağınız söyleniyordu. Ne oldu da son anda katılmama kararı aldınız?

M: İlk 2 konu biraz ağır bir konular olmuştu. Fenerbahçe diyalektiği ve 100. yıl şovenizmi. Bir çok üye beni anlamadı ya da ben derdimi anlatamadım. Çok tepkiler aldım o yazılardan dolayı. Eleştiriler‚hakaretler. Bunu olgunlukla karşıladım. Her insanın zamanla değişceğine inanırım. FB taraftarı da yakında değişecek ve zamanla beni anlayacaktır. Müjdat başlığı ise tatsız oldu benim için. Bir kaç Müjdat hayranından tehditler aldım. Telefon mail ve mektup yoluyla. Müjdat fan club üyeleri evimi bastı. Olay adli soruşturmada olduğu için daha fazla konuşamam o konuda. Yarışmadan çekilme sebebim ise tamamen yaşanan olaylara karşı demokratik bir tepki. Bende bütün üyeler gibi tek oy hakkımı bana en yakın olan fikirde kullandım ve taraftar ödülü konusu benim için kapandı. 

Merhaba sevgili okur‚ yine ben. Buraya kadar olan kısımda kah beraber güldük‚ kah beraber ağladık ve röportajımızın sonuna dek geldik. Çok az bir bölümümüz daha kaldı‚ hadi onu da okursun artık. Aslansın sen okur.

IV

H: Röportajımızı okuyucularımızın merakla beklediği ve son zamanlarda kamuoyunda büyük bir infial yaratan soruyu sorarak noktalamak istiyorum: Burnunuzu karıştırır mısınız?

M: Anasını bile bellerim.

Keyifle süren bu röportajımız‚ arkasına park ettiğim arabanın sahibinin kornaya basması üzerine son buluyor. Tam kapıdan çıkmak üzereyken Ömür beni yakalıyor ve Abi sahiden dediğin gibi bu röportaj sayesinde kızlar benimle tanışmak isteyecek mi? diye soruyor. Gözlerindeki umut parıltısından kendisine vereceğim cevabı değil de‚ duymak istediği cevabı beklediğini anlıyorum. Bu yüzden sağ elimle omzuna dostça bir iki vuruşun ardından He Ömürcüm he diyor ve oradan ayrılıyorum.

Cenevreden Bildiriyorum(Yalanımı zkim:D)

Bu yazıyı sizlere Cenevre’deki otelimden yazıyorum. Çek Cumhuriyeti ile zorlu bir maç oynadık. İsviçre Prensesi tarafından bana ayrılan özel koltukta, Elton John, Prens Charles, ve Adriana Lima ile izledik. Maçı ve teknik olarak detayları ben anlatmayacağım. Özeti izleyin, bir spor gazetesi vs alın. Her şeyi benden beklemeyin. Kraliyetin bizim için düzenlediği balodan çıktıktan sonra, topluca stada gittik. Bir ara UEFA’nın Cenevre il güvenlik kurulu ile yaptığı toplantı sonucu, seyirciler stada toplu halde gidemez kuralı aklımıza geldi. Saatlerimizi ayarladık ve dağılarak ara sokaklardan stada ulaştık. Maç hızlı başladı. Elton ile Charles arasındaki gerginlik daha baloda dikkatimi çekmişti. İkisini de kenara çekip “olum noluyo, ne bu suratlar” dedim. İkisi de “abi boşver, bırak gitsin” şeklinde cevaplar verdi. Biraz araştırınca Diana’nın  cenazesinden kalan bir alacak-verecek meselsi çıktı ortaya. Maç başladığında Elton sahaya üçlü çektirmek için fırladı. Bu adamın holigan ruhu beni öldürecek. Kayda değer bir başka olayda hakemin hatalı kararı sonucu Charles’ın sahaya yabancı madde atmasaydı. Hemen stadın hoparlöründen bir anons yaptırdım.UEFA sahamızı kapatır valla şeklinde, uyarıda bulundum bide. Kendine geldi ve kesti bu saçma davranışı Balo sırasında başlayan Adriana ile yakınlaşmam maçta iyice arttı. Her heyecanlı pozisyon sonrası bana sarılması güzeldi fakat erken yüz verdiğim kanısına kapıldım birden. Arada böyle götüm kalkar benim. Maçın son düdüğü ile birlikte, Adriana ile çılgınlar gibi seviştik. Haskktr pardon bu otele geldikten sonraydı. Hah maçın son düdüğü ile çılgınlar gibi sevindik. Maç sonrası hemen arabaya atlayıp tura çıktık. Kornamız hiç susmadı. Kendimize yakışan şekilde galibiyeti kutladık. Adriana otelde şampanya patlatarak kutlayalım dediyse de, yazıyı yayına vereceğim için onu kibarca gönderdim biraz önce.

 

            Oda servisini arayıp Türk gazeteleri getirmesini istedim.Posta geldi. Otel çalışanlarının düzenli olarak Posta okuduğunu öğrendiğimde şok oldum. Gazeteyi getiren çocuğun Haydar baba için Türkçe öğrendik demesi, her şeyi açıklamaya yetti. Türkiye’nin en çok satan gazetesi Postaymış. Her ne kadar yayın müdürü, başyazar vs çok sevinse bile onların bir başarısı söz konusu değildir bu satış rakamlarında. Bunu iki nedeni var sadece. Birincisi Haydar Dümen. Her türlü fantezi var adamda. Üstelik okurlarında bu ihtiyaçlarını da içtenlikle karşılıyor adam. Herkes Haydar Dümenle ilgili çok şey merak eder. Ben ise kız istemesini. Oğlumuz ne iş yapıyor sorusu gelmiştir mutlaka. Haydarın babasının o an nasıl yerin dibine geçtiğini düşünebiliyorum. “Yıllarca okuttuk, it oğlu itin yaptığı işe bak vs.” şeklinde. Bir babanın en zor anlarından olsa gerek.

 

            Posta gazetesinin diğer bir çok satma nedeni ise erkek berberleridir. Evet erkek berberleri. O gazete oraya alınır ve müşterilerden, komşu esnafa kadar herkes tarafından okunur. Berberlerin ortamı çok farklıdır çünkü. Küçük birer dünyadır adeta oralar. İçine girdiğiniz anda kaplar benliğinizi. Orda duyduğunuz sırları asla başka yerlerde duyamazsınız. Ve bir başka konuda berberler her konuda uzmandır. Siyaset, spor, sana vs. her konuda onların fikirlerini alabilirsiniz. Berberlerle ilgili hepimizin bir anısı vardır. Mesela hangimiz o tahtaya oturduğumuz için kendimizi farklı hissetmedik, yada ulan bu herif kulaığımın içini temizliyor ama ya çok bişey çıkarsa diye korkmadık. Çok pis bir korkudur o. Haberiniz olsun. Ha birde kıl yakmaları var o apayrı bir rezillik.

Mevzu Var Koşun...

 

            Televizyon izlerken reklamlara dikkat eder misiniz? Topluma yapılan çeşitli göndermeler hissederim ben. Makarna reklamında gerçek aşkı tadacaksınız diyor. Nedir ulan gerçek aşk? Hadi aşk neyse makarna ile alakası nedir. Makarna ile sevişir miyiz biz toplum olarak. Düdüklü ve delik olanları yapay vajina olarak kullanıp, çubuk olanı dayanamayıp götümüze sokuyoruz sanki. Yıllarca tıraş bıçağı, tıraş jeli gibi ürünlerin reklamlarında da kandırdılar bizi. Arkadan gelir bir hatun sarılıp öper. Hayır ulan! Yalan öpmüyorlar mına koim.

 

            Çevremde sevilen bir insan olmamdan dolayı gece klüplerini arada gezerim. Zorla davet edilir, hatta kolumdan tutup götürülürüm. Abi yaa sensiz olmaz hadi be mına koyim gel şeklinde yada kızların noluuur, sende gel şeklinde ricaları kıramam giderim. Ne de olsa onlar benim sevenlerim. Değerlerini bilmek lazım. Bu ortamlarda sıkılırım ben. Genelde oturur bir köşede alkol alırım. Lakin benim dışımda birkaç adam daha görürüm böyle. Bunlar genelde kuul takılırlar, ortamdan soğukturlar. Bakın ben buradayım ama ilgisizim ortama şeklinde. Bir yandan da gözleriyle etrafı keserler. Kızların ilgisini çekiyorlar mı diye. Böyle tipler ayrıca genelde en fazla iki bira ile geceyi bitirirler. Hayır hem ilgisiz imajı veriyorsun bari cimrilikten kurtul. Bizim bi arkadaş bunu hep yapıyo. Ordan biliyorum.

 

            Bizim bi arkadaş. Hepimizin böyle bir arkadaşı vardır. Yediğimiz her türlü boku onun üstüne atarız. Mesela, bizim bi arkadaş burnunu karıştırdıktan sonra çıkanı masanın altına sürüyo, bizim bi arkadaş çoraplarını 12 gün giyiyor vs. Aslında hepimizin en iyi arkadaşı onlardır.. Rezil olunacak durumlarda onlar kurtarır bizleri. Mesela benim bi arkadaşım var böyle. Ben çok seviyorum onu. O benim en iyi arkadaşım. Yine bizim bi arkadaş, yediği her altı bizim bi arkadaş var ya şeklinde onun üstüne atıyor. Hazzetmiyorum onun böyle yapmasından. Yiyorsan bir halt söyle kardeşim.

Sizler Benim Canlarım

Doğru söyle.İnandınmı lan sizler benim canlarım mevzusuna. Bazen sana böyle takılıcağımm, kendini iyi hissetmeni sağlayacağım ama uzun sürmeyecek gerçeği görmen. Bugün sizlere değişik şeylerden bahsetmek istiyorum. Sizler diyorum. Gazinolarımızın nadide şarkıcıları gibi beni sizler yarattınız şeklinde değil. Hemen havaya girmeyin. Sadece linki ikiden fazla kişiye göndereceğim ve onlarında içinden en az kişinin bu satırları okuyacağını bildiğimden. “Bkz* ikinci tekil şahıs”

Hepimiz büyüklerden duymuşuzdur. Duymadım diyen yalan söyler bilirim. Yalana gerek yok. Şurada bizbizeyiz. Mesela bugün aileleri bir arada tutan şeylerden biri otopark. Park yeri ararken bütün ailenin bütünleşmesi ilginçtir. Anında bir görev dağılımı yapılır aile arasında.. Herkes bir yerleri arar. Yer bulununca senkronize şekilde bağırılması önemlidir. Eğer park yerini tek kişi bulduysa birliğin sarsıldığı anlardan biridir. Önemli bir görevi başarmış olmanın havasıyla kasılabilir. Bu bir dahaki park arama dönemine kadar sürer. Hatta o sırada durun ben hallerdim şimdi şeklinde bakışları ve hareketleriyle aile reisliğine soyunduğu bile olur. Ha şoförün işi yeri bulana kadardır ayrı mesele. Gerisinde zaten kazımaz kalanları…

Hepimiz biraz bencilizdir. Otobüse bizden sonra binen yolcuları sevmeyiz. Onlar sanki yerlerimizi işgal etmeye gelmişler gibi bir korku kaplar içimizi. Evet evet size de olmuştur. Bir an ürküp içiniz ürperir. Bunu yapmayın. Bu da benden size bir arkadaş, ağabey tavsiyesi olsun.

Okulda bize coğrafya dersleri için atlas aldırmaları hepimiz için birer dönüm noktasıdır. O günden sonra her şey boş ve anlamsız gelir. Çünkü arkadaşımızla ülke, şehir vs. bulma oyununu oynarız. Salak gibi bunu yaptıkça yeni ülkeler bulmuş gibi götümüz kalkar ki o ayrı bir rezilliktir. Teneffüsleri, boş dersleri bunun gibi salak bir oyunla harcamışızdır zamanında. Neyse ki ben erken uyandım ve çabuk kurtuldum bundan. Aynı zamanda sosyal bir vazife üstlenip çok çocuğu da bundan kurtarmışımdır. Zaman zaman bununla övünürüm. İşi büyütüp duvara asılan haritada oynayanlar için henüz bir çözümüm yok. Bu konudaki fikirlerinizi bir hafta boyunca mail adresimize ve kısa mesaj hattımıza bekliyoruz.

Bu okuduklarınızın üzerinden tekrar tekrar geçmeniz sizin yararınıza olacaktır. Sonuçta bazı eserler veriyorsak bunlar hep sizin için. Toplumsal aydınlanma diyebiliriz adına.