Bu yazıyı sizlere Cenevre’deki otelimden yazıyorum. Çek
Cumhuriyeti ile zorlu bir maç oynadık. İsviçre Prensesi tarafından bana ayrılan
özel koltukta, Elton John, Prens Charles, ve Adriana Lima ile izledik. Maçı ve
teknik olarak detayları ben anlatmayacağım. Özeti izleyin, bir spor gazetesi vs
alın. Her şeyi benden beklemeyin. Kraliyetin bizim için düzenlediği balodan
çıktıktan sonra, topluca stada gittik. Bir ara UEFA’nın Cenevre il güvenlik
kurulu ile yaptığı toplantı sonucu, seyirciler stada toplu halde gidemez kuralı
aklımıza geldi. Saatlerimizi ayarladık ve dağılarak ara sokaklardan stada
ulaştık. Maç hızlı başladı. Elton ile Charles arasındaki gerginlik daha baloda
dikkatimi çekmişti. İkisini de kenara çekip “olum noluyo, ne bu suratlar”
dedim. İkisi de “abi boşver, bırak gitsin” şeklinde cevaplar verdi. Biraz
araştırınca Diana’nın cenazesinden kalan
bir alacak-verecek meselsi çıktı ortaya. Maç başladığında Elton sahaya üçlü
çektirmek için fırladı. Bu adamın holigan ruhu beni öldürecek. Kayda değer bir
başka olayda hakemin hatalı kararı sonucu Charles’ın sahaya yabancı madde
atmasaydı. Hemen stadın hoparlöründen bir anons yaptırdım.UEFA sahamızı kapatır
valla şeklinde, uyarıda bulundum bide. Kendine geldi ve kesti bu saçma
davranışı Balo sırasında başlayan Adriana ile yakınlaşmam maçta iyice arttı.
Her heyecanlı pozisyon sonrası bana sarılması güzeldi fakat erken yüz verdiğim
kanısına kapıldım birden. Arada böyle götüm kalkar benim. Maçın son düdüğü ile
birlikte, Adriana ile çılgınlar gibi seviştik. Haskktr pardon bu otele
geldikten sonraydı. Hah maçın son düdüğü ile çılgınlar gibi sevindik. Maç
sonrası hemen arabaya atlayıp tura çıktık. Kornamız hiç susmadı. Kendimize
yakışan şekilde galibiyeti kutladık. Adriana otelde şampanya patlatarak
kutlayalım dediyse de, yazıyı yayına vereceğim için onu kibarca gönderdim biraz
önce.
Oda
servisini arayıp Türk gazeteleri getirmesini istedim.Posta geldi. Otel
çalışanlarının düzenli olarak Posta okuduğunu öğrendiğimde şok oldum. Gazeteyi
getiren çocuğun Haydar baba için Türkçe öğrendik demesi, her şeyi açıklamaya
yetti. Türkiye’nin en çok satan gazetesi Postaymış. Her ne kadar yayın müdürü,
başyazar vs çok sevinse bile onların bir başarısı söz konusu değildir bu satış rakamlarında.
Bunu iki nedeni var sadece. Birincisi Haydar Dümen. Her türlü fantezi var
adamda. Üstelik okurlarında bu ihtiyaçlarını da içtenlikle karşılıyor adam.
Herkes Haydar Dümenle ilgili çok şey merak eder. Ben ise kız istemesini.
Oğlumuz ne iş yapıyor sorusu gelmiştir mutlaka. Haydarın babasının o an nasıl
yerin dibine geçtiğini düşünebiliyorum. “Yıllarca okuttuk, it oğlu itin yaptığı
işe bak vs.” şeklinde. Bir babanın en zor anlarından olsa gerek.
Posta
gazetesinin diğer bir çok satma nedeni ise erkek berberleridir. Evet erkek
berberleri. O gazete oraya alınır ve müşterilerden, komşu esnafa kadar herkes
tarafından okunur. Berberlerin ortamı çok farklıdır çünkü. Küçük birer dünyadır
adeta oralar. İçine girdiğiniz anda kaplar benliğinizi. Orda duyduğunuz sırları
asla başka yerlerde duyamazsınız. Ve bir başka konuda berberler her konuda
uzmandır. Siyaset, spor, sana vs. her konuda onların fikirlerini alabilirsiniz.
Berberlerle ilgili hepimizin bir anısı vardır. Mesela hangimiz o tahtaya
oturduğumuz için kendimizi farklı hissetmedik, yada ulan bu herif kulaığımın
içini temizliyor ama ya çok bişey çıkarsa diye korkmadık. Çok pis bir korkudur
o. Haberiniz olsun. Ha birde kıl yakmaları var o apayrı bir rezillik.